Kurumsal Kapasite

20’nci yüzyılın sonlarında Dünyada ortaya çıkan ve yaygınlaşan yeni ekonomik düzen “enformasyonel (bilgiye dayalı)”, “küresel” ve “ağ örgütlenmesine dayalı” olarak nitelenmektedir. Bilgiye dayalı olması bu ekonomide birimlerin (Bölgeler, ülkeler, işletmeler) “rekabet gücü ve üretkenliğinin temelde verimli bir biçimde bilgi üretme, işleme ve uygulama kapasitelerine” dayanmasından kaynaklanmaktadır. “Üretimin, tüketimin ve dolaşımın bileşenleri (sermaye, emek, hammadde, yönetim, enformasyon, teknoloji, piyasalar) kadar kilit faaliyetlerinin de ya doğrudan ya da ekonomik ajanlar arasındaki bir bağlantılar ağı üzerinden küresel bir ölçekte” örgütlenmesi ekonomiyi “küresel” bir hale getirmiştir. Yeni ekonomik düzen aynı zamanda, “ağ örgütlenmesine dayalıdır, çünkü yeni tarihsel koşullarda, üretim küresel girişim ağları arasındaki etkileşim üzerinden gerçekleşir, rekabet  burada yaşanır” 

 

Bilgiye ve ağ örgütlenmesine dayalı yeni küresel ekonomik yapı Dünyanın dört bir yanında mevcut yönetim anlayışını da çözerek hiyerarşinin, ulus-devlet veya il sınırlarının, kurum sınırlarının altında ya da üzerinde çoklu iletişime, etkileşime ve şeffaflığa dayalı “yönetişim” adı verilen yeni bir yönetim anlayışını hayata geçirmiştir.

 

Avrupa Komisyonu’nun “Yönetişim” konulu Beyaz Sayfa’sına göre iyi yönetişimin beş ilkesi aşağıda yer almaktadır.

 

 • Açıklık/Şeffaflık: Kurumlar daha halka açık bir şekilde çalışmalı, tüm faaliyetleri hakkında aktif bir şekilde bilgilendirme yapmalı ve halkın anlayabileceği yalın bir dil kullanmalıdır.

 • Katılım: Karar verme süreçlerine tüm paydaşların aktif katılımını ifade eder. Bu konuda bütçe planlama, izleme ve değerlendirme süreçlerine katılımdan bahsedilir.

 • Hesap verebilirlik: Kurumların işleyiş ve karar alma süreçlerindeki roller ve sorumluluklar açıkça tanımlı olmalıdır ve her birim icraatları konusunda sorumluluk üstlenmelidir.

 • Etkinlik: Kararlar etkin ve zamanında, hedeflere dayalı olarak, geçmiş tecrübeleri göz önünde bulundurarak ve gelecekteki etkileri hesaba katarak alınmalıdır.

 • Tutarlılık: Alınan kararlar ve yapılan hareketler birbirleriyle tutarlı ve kolay anlaşılır olmalıdır.

 

Günümüzde bölgesel gelişme anlayışı yukarıda Dünya ölçeğinde yaşanan gelişmelerle paralel olarak özellikle bölgelerin “sosyal sermayelerine, teknolojik ve kurumsal kapasitelerine dayalı rekabet gücü” üzerine kurulmuştur.

 

Sosyal sermaye kavramı insani ve yaratıcı sermayenin belli şehir ve bölgelerde yoğunlaşmasını açıklamak için kullanılan bir kavramdır. Sosyal sermaye belli bir bölge ya da şehirdeki kişi, kurum ve kuruluşların kapasitelerinin toplamına değil birbirleriyle etkileşim düzeyine dayanır ve bu etkileşimin söz konusu bölge ya da şehirdeki yenilikçi ve yaratıcı kapasiteyi arttırdığı öne sürülmektedir. Türkiye’de sosyal sermayenin durumunu ölçmek için

 

EDAM tarafından oluşturulan endekse göre sosyal sermaye ülkenin batısında yoğunlaşmış olup, Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde en düşük düzeydedir.

 

Raporun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.